Yeni Yılda Dileklerinin Gerçekleşmesini İsteyenlere: 'To Do List'

 
¨ImageAlt5986¨
   

Bazen olmasını çok istediğimiz halde dileklerimiz neden gerçekleşmez? Neden hep aklımıza gelen olumsuz şeyler hemen başımıza gelir?  Yeni yıla sayılı günlerin kaldığı şu zamanda nasıl dileklerde bulunmalıyız? Yılbaşı gecesi özellikle hangi renkleri tercih etmeliyiz? Nazardan nasıl korunabiliriz? Hangi duanın mucizevi etkisi vardır? İş hayatında başarılı, evimizde mutlu olabilmekte IQ'nun ve duygasal zeka EQ'nun rolü nedir? Türkiye’nin ilk ve tek Hint Astroloğu  ve Yaşam Koçu Şebnur Kuran Balcı, duygusal zekânın öneminden kadınların evlilik hayatında en sık yaptığı hatalara, olumlu enerjiyi nasıl çağırmamız gerektiğinden yeni yılda dileklerimizin kabul olması için neler yapmalıyıza kadar merak edilen pek çok konuda sorularımızı yanıtladı.  Her zamanki içtenliğiyle ve sıcaklığıyla bizi karşılayan Şebnur Kuran Balcı’nın başarıya, berekete, mutluluğa özetle hayata dair tüyolarını kaçırmayın derim. Unutmayın, yeni başlangıçlar için hiçbir zaman geç değildir...  

 

Duygusal zeka neden bu kadar önemli?  Nasıl geliştirebiliriz?

 

Gerek iş hayatında gerekse özel hayatımızda başarının yolu artık duygusal zekâdan geçiyor. Duygusal zekâsı yani EQ'su güçlü olanlar hayatlarında çok daha başarılı ve mutlu oluyorlar çünkü. Artık IQ’nun SQ’nun önemi bitti. Bu bilimsel olarak da kanıtlandı.


Duygusal zekâsı gelişen insan, kendi yeteneklerinin farkında olup onları geliştirmeye çalışan kişidir. İnsanlarla iletişim kurmakta başarılıdır. Özellikle iş hayatlarında egolarından sıyrılmış olan kişiler başarıyı sırtlarlar. Çünkü ne kadar zeki olursan ol, eğer onu kontrol altına alabilecek duygusal zekan yoksa sahip olduğun egolar, nereye gelirsen gel senin yolunu bir yerde tıkar ve seni hızla aşağıya düşürür.


Ego savaşları çoktur iş dünyasında ama. EQ ve IQ sahibi olanların iş hayatlarındaki farklılıkları nelerdir?


İş hayatında tek başına bir başarı söz konusu değildir. Bir yönetici dahi olsanız mutlaka yanınızdaki çalışanların yardımıyla başarıyı kucaklarsınız. En yüksek mertebeye erişmiş bir yöneticinin hiç tek başına tüm işlere yetiştiğini gördünüz mü? Ama biri kalkar der ki “Bu yalnızca benim başarım”  oysa EQ’su olan yönetici der ki “Bu bizim arkadaşlarımızla başarımızdır."


IQ’su yüksek olan iş hayatında neden-sonuç ilişkisine bakmaz. Bu benim başıma niye geldi? Sebebi neydi? Bunu araştırmam gerek demez. Olayı hemen kabul eder ve oldu bir hataydı, kazaydı ya da demek ki böyle olması gerekiyormış der geçer. O hatayı orada bırakır onu çözemediği için Allah onun karşısına yeni bir olay getirir ki hatasını anlayabilsin. Ama EQ’su yüksek olan bir yönetici, ben nerde hata yaptımı arar hep. Neden ve niçin diye sorgular. Çünkü o neden ve niçin sorguladığında nerede hata yaptığını görür ve o hatayı kendi özüne alır. Ve aynı hatayı kolay kolay bir kez daha tekrarlamaz. IQ’su yüksek olanlar ise sürekli aynı hatayı yapıp dururlar. Sürekli sınavlardan geçer.

 

İnsan kaynakları uzmanlarının birçoğu artık işyerine eleman alacakları zaman görüşmelerde EQ testi yapıyor. Çünkü EQ düşünen güçtür, yargılamaz. IQ sahibi olanlar ise yargılar, bir hatayla karşılaştıklarında kendilerinde hata bulmazlar sorunu hep başkalarında bulurlar. Ama EQ’su yüksek olan önce ben kendimde hatayı bulmalıyım der. Ben nerde yanlış yönlendirdim ki bu insanlar böyle yaptı der. Arada çok büyük farklar vardır.


IQ’su yüksek olanların egosu çok yüksek olduğundan hiçbir şeyi onları uzun süreli mutlu etmez.  Onların içindeki o tatminsizlik duygusu, her zaman yeni bir işin, yeni bir heyecanın peşinden koşmalarına neden olur. EQ’su olan ise o başarıyı tüm benliğiyle yaşar. Ve mutluluğu gerçek anlamda tadar.


Bir yaşam koçu olarak duygusal zekâsını geliştirmek isteyenler için neler önerirsiniz?

 

Kişilerin öncelikle duygusal zekânın yararlı olduğuna inanması gerekiyor. EQ’sunu geliştirmek isteyenlerin sezgi yeteneklerini de güçlendirmesi gerekir. Bununla ilgili birçok kurs ve şifa enerjileri var. Reiki, Tay çi, Yoga, Kundalini, Fuji enerjisi bunların hepsi üçüncü gözü yani sezgi gücünü açan çalışmalardır. Meditasyon, empati yapma, olumlu düşünme insanlara saygılı davranmak da son derece önemlidir.


IQ’su yüksek olanlarda kınama enerjisi çoktur çünkü. Daima karşısındakini hatalı buldukları için hep kınarlar, hep suçlarlar. Bu yüzden insanlara doğru davransınlar, adaletli, sevecen, dürüst olsunlar ve hepsinden de önemlisi hiç kimseyi kınamasınlar.


İlişkilerde de sürekli karşısındakini suçlayarak “Senin yüzünden” der.  Oysa EQ’su olanlar herhangi bir olumsuz durumda biz nerede yanlış yaptık der hep.  En belirgin özelliği budur.


Kolektif enerji vardır bu yüzden duygusal zekası gelişmiş olanların empati yapabilme yetenekleri de çok gelişmiştir. Hayatlarındaki güç durumlarda kendilerini başkalarının yerine koyup onların düşüncelerine ortak olmaya çalışırlar daima. Ama IQ’ya sahip olanlar bunu başaramazlar.


Hayatı varlığıyla sevebilmek çok önemlidir. EQ’su olan hayatında var olanlara şükreder. Daha fazlasına sahip olmayı zamanın içine bırakır. Verilenlere karşı şükretmek de bir duygusal zeka göstergesidir. Bu çok önemli. IQ’su olanlar elindekilerle hiçbir zaman yetinmez ve her zaman daha daha derler.


Evrene mesaj vermekte IQ sahibi olanlar daha mı başarılılar çünkü genelde en yüksek mevkiye gelenler onlar… Duygusal zekası gelişmiş, hatayı önce kendinde arayan, başarıyı iş arkadaşlarıyla paylaşan yönetici sayısı sanırım bir elin parmağını geçmez...


En yükseğe gelseler de bir yerlerde mutlaka tıkanırlar. Ve onların düşüşü çok daha yüksekten olur. Biliyorsun buna en iyi örnek Uzanlar’dı. Ne oldular? Hızla yükseldiler ve hızlı bir şekilde de tepetaklak düştüler. Unutmayın çok hızlı yükseliş çok hızlı düşüşü getirir. Bu her zaman böyledir. Onun için yavaş ve emin adımlarla, sindire sindire hedefe gitmek her zaman kalıcı ve sürekli başarıyı beraberinde getirir. 


Olumlu enerjiyi nasıl çekebiliriz? Bazen bir şeyi o kadar çok ister, öyle çok dile getiririz ki olmayınca da bak ben söyledim evrene mesajlarımı ama olmadı deriz ve bir süre sonra bırakırız dileklerde bulunmayı. Nedir bunun doğrusu?


Kaçan kovalanır diye boşa dememişler. Mesela bir işi ya da bir adamı çok istersiniz. Ben böyle durumlarda hep derim ki bir şeyi bu kadar çok istemeyin. Siz bir şeyi çok isterseniz o size yaklaşacağı yerde kaçar. Onun yerine her zaman şunu isteyin:  Hayrımaysa olsun. Aksine sürekli aynı dilekte ısrar ettiğimizde Allah bakıyor biz çok istiyoruz al diyor ama öyle bir hayırsız oluyor ki kul diyor ki Allah’ım keşke istemez olsaydım. Bu yüzden her şeyin başında hayırlısıysa deyin. Ben hep bunu salık veririm.  Her sabah uyandığınızda şunları mutlaka söyleyin: “Allah’ım bugünün hayrını bana göster. Allah’ım beni hayırlı insanlarla karşılaştır, hayırlı haberler almamı sağla, Allah’ım hayırlı duyguları bana aşıla."


Bununla ilgili yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum: Programcı Ayşe Özgün’ü tanımayan yoktur. Bundan 6-7 yıl evvel TRT’de “Kardelen” adlı programı sunuyordu.  O günkü program konuklarından biri de bendim.  Konuda olumlu düşüncenin gücü üzerineydi. Ayşe Özgün alaycı bir tavırla, "Ne diyorsunuz yani Şebnur Hanım olumlu düşünürsem olumlu, olumsuz düşünürsem olumsuz mu olacak diyorsunuz?" dedi. Ben de "Evet Ayşe Hanım" dedim. Muhalif bir tavır içinde olduğundan ve bu enerjinin gücüne inanmadığından peki dedi Şebnur Hanım, şimdi ben şu anda olumsuz düşünmeye başlıyorum bakalım başıma bir şey gelecek mi dedi. Ve elinde mikrofonla stüdyonun içinde “Başıma bir şey gelecek” diyerek dolaşmaya başladı. Israrla yapmayın lütfen dememe rağmen inatla söylemeye devam etti. Aradan çok değil 10-15 dakika geçtikten sonra stüdyodaki basamaklardan birine takılıp düştü. Ve düşüş, o düşüş. O gün bugündür Ayşe Özgün’ü ekranlarda göreniniz var mı?

 

Yani neler yapalım?


Güne iyi ve olumlu düşünceyle başlayın ve her gün muhakkak birini sevindirin. 25 kuruştur bir insanı sevindirmek. Şunu demeyin: “Bu adama da bu para verilir mi, gidip içkiye verecek niye vereyim ki demeyin çünkü önemli olan niyettir. Biz kestiğimiz kurbanların da ne olduğunu biliyor muyuz ki? Kurbanlarımızı dağıtıyoruz ama kim kime dağıtıyor bilmiyoruz. Yüce Yaradan ne diyor önemli olan niyettir. Zaten bunun aksini düşünürseniz hiç kimseye yardım edemezsiniz. Baktınız aç bir çocuk var sokakta ona para vermek yerine gidin bir tost alın veyahut da bir simit alın. İnanın o iyilik enerjisi size geliyor sonra. Birini mutlu etme enerjisi doğuyor çünkü. Ruhsal bir mutluluk yaşarsınız.  Sonra olumlu düşünceyi kendinize çekmek için, hayatımızda “To Do List”ler yapmalıyız.

 

¨ImageAlt5989¨

 

To Do List yaparken nelere dikkat etmeliyiz?


Gerçekleşmesini en çok istediğiniz şeylerin bir listesini çıkarın. Tüm isteklerinizi bir kâğıda yazın. Dileklerinizi kısa ve uzun vadede olmasını istediklerinizi iki ayrı liste şeklinde hazırlayın.


Ben hepimizaleyiz.com ziyaretçileri için şunu tavsiye ederim: Muhakkak yılbaşından önce bir “To Do List” yapsınlar. Yılın ilk altı ayı içinde olmasını istediklerini yazsınlar sonra da daha uzun vadede gerçekleşmesini istediklerinin bir listesini yapsınlar. Bu da bir olumlu enerjidir çünkü. Bu listeyle onu başlatıyorsun çünkü. Sonra da listelerini dönem dönem kontrol etsinler hangileri gerçekleşti diye.  Listeye yazdığınız her şey eninde sonunda olacaktır mutlaka.


To Do List’lerin bir başka özelliği de çağırma enerjilerini başlatmalarıdır. Oraya yazdıklarınız beyninize de işliyor aynı zamanda bunu asla unutmayın. Görsel hafızadan beyne işlemesi çok önemli. Beyinde kendi enerjisini ona göre çalıştırmaya başlıyor ve dilekleriniz bir bir gerçekleşiyor.


Sence billboard’lar neden bu kadar önemli? Televizyondaki reklamları zaten biliyorsunuz. Ne zaman karşımıza çıkacağı konusunda az çok tahminiz olabiliyor. Yani beynimizde tv reklamları bir şok etkisi yaratmıyor. Oysa arabamızda yolda giderken birden pat diye hiç ummadığınız bir yerde, bir billboard belirebiliyor.  Ve bu direkt beyinde bir şok etkisi yaratıyor. Televizyon izlerken reklam görmek tahmin edebildiğin bir şey çünkü. Biri beklediğin için çok beyne girmiyor diğeri ise hiç beklemediğin bir anda karşına çıkıyor ve akılda kalıcılığı daha yüksek oluyor.


Peki niye hayatımızdaki şokları hiç unutamayız? Çünkü beklemediğimiz bir anda yaşadığımız için.  Niye ani ölümleri unutamıyoruz? Mesela bir hastanın ömrü bir yıl kaldı diyor doktor. Şimdi bu hastanın ölümüyle bir anda bir kaza sonucu ölen birinin ölümü aynı etki yaratır mı beyinde? Biri beklenen, biri ise beyni şok eden bir durumdur.  İşte To Do List’ler de böyledir. Beyninize işletiyorsunuz bu şekilde ve gerçekleşmesi çok daha kolay oluyor. İsteklerinizi beyninize algılatmaya başlıyorsunuz To Do List’lerle. Ve artık beyin bu dileklerinizle haşır neşir olmaya başlıyor.


Spritüel yaşamda bir beyni alt etme ve bu şekilde  mutluluğa ulaşma durumu var öyle değil mi? Çünkü beynimiz genel olarak olumsuzu düşünmeye daha çok yatkındır. "Hep düşecek, olmayacak, şansızım" falan deriz ve öyle de olur. Bunun tam tersini mi söylemeliyiz yani?


Onun yerine, daima olumlu düşünün. İstemediğiniz bir şey karşısında kendi kendinize olmayacak deyin. Beyne buna işletmek çok önemli. Çünkü beyin de o saatten sonra. Nasıl bir gazete veya bir dergi okuyorken en çok başlığını hatırlarız işte To Do List’leri yazdığınız zaman da beyin pıt diye onu algılayacak. Şunu öğrenecek beyin, To Do List var!


Söylemek başka yazarak beyne kabul ettirmek başka bir şeydir. Yazdığınızda o zaman beyin bunu kabul ediyor ve beyin dileklerinizi algılamaya başlıyor ve onun üzerine çalışmaya başlıyor.


Olumlu düşünce için öncelikle dua edin. Çünkü koruyucu enerjidir dualar. Dualar da bize olumlu enerjiyi getirir. Muhakkak dua edin. Duaların çok önemli mucizeleri de vardır. Bazı dualar var mucize yaratırlar. Örneğin Vakıa Süresi bunlardan biridir. Bu sure için Allah diyor ki “Kim bu süreyi okursa ben ona mucizeler yaratırım!”


Olumlu enerjiyi çekmek için şunu da yapabilirsiniz: Ben kendimi ne kadar olumlu görürsem çevremdeki insanları da o kadar olumlu görürüm. Kendinizi yargıladığınızda  insanları da yargılamaya başlarsınız çünkü.


Çevremizdeki negatif insanlar için ne yapmak gerekiyor? Bilerek sizin canınızı acıkmak isteyen insanlar karşısında nasıl bir tavır sergilemeli?


O zaman bir ametist taşı takacaksınız. Bu taş size gelen tüm olumsuz enerjiyi geri itecektir. Ametist taşı tattığınızda etrafınızdaki olumsuz enerjilerin sizi vampir gibi yemelerini önlersiniz. Sonra bu tür kişilere karşı üç maymunu oynayın, duyma, görme, konuşma. Set çekin bu kişilere. Set çektiğinizde ben bir laf söylemem karşımdaki gülüp geçsem ben patlarım. Ne yaparım vazgeçerim bunu yapmaktan. Etkiye-tepki alamazsam bu iş biter. Ama ben söylüyorum sen bana bir cevap veriyorsun ekmeğime yağ sürersin. Buna çok önem verin. Tepkisiz kalın. En akıllı kadınlar kimdir biliyor musun he he deyip kendi bildiğini okuyan kadınlardır.


Ben eşimin her dediğine he he demem diyor kimi kadın danışanım, ben de bunlara sen egon yüzünden diyemiyorsun, egonu yok et, he he de geç  ve sonra bildiğini oku diyorum. İnanın bir zaman sonra erkek bunu o kadar iyi kanıksar ki artık söylediğinin tam tersi olacağını bilir ama yine de buna olumsuz bir tepki vermez.


Aynı zamanda Yaşam Koçusunuz. Tecrübelerinize dayanarak, kadınların evliliklerinde en sık yaptığı hataların neler olduğunu görüyorsunuz?

 

Biz kadınlar her şeyi eşimize söylemek zorunda değiliz. Öncelikle kendi ailelerinizle ilgili bir şeyler anlatmayın. İki, kendi arkadaşınızla olan sohbetlerinizi anlatmayın. Üç, çocuklarla ilgili problemleri çok büyük boyutlarda değilse konuşmayın. Kendinizle ilgili çok bilgi vermeyin. On lira kazanıyorsanız 3 lira deyin. Her şeyinizi bilmek zorunda değildir erkekler. Siz erkeğin her işini biliyor musunuz ki? Onun senin iş hayatını bilmesi gerekiyor mu? Tabi ki bilmemeli. Çünkü iş hayatınızda yaşadığınız problemleri eşinize anlatırsanız sürekli bir zaman sonra eşiniz sizin patronunuz gibi sen işten çık, bu adama şunu söyle, bu kadına şunu söyle diye sizi yanlış yönlendirmeye başlıyor.


Dokuz kadın danışanım büyük şirketlerde üst düzey yönetici oldukları halde işlerinden bu nedenlerle ayrılmak zorunda kaldı. Çünkü iş hayatlarında yaşadıkları her şeyi eşlerine teker teker anlatıyorlardı. Anlatın ama sizin canınızı sıkan ve olumsuz durumları asla anlatmayın diyorum hep. Çünkü eşler, üç olumsuz olaydan sonra eşine çalışma deyip kestirip atabiliyor. Kadın eşinin dolduruşuna geliyor ve çözümü işini bırakmakta buluyor. Sonuçta da iş hayatındaki sorunlar yüzünden kadın ya evliliğini bitiriyor ya da işini.


Şunu anlatmaya çalışıyorum, işyerinizdeki olumsuzlukları ailenin bütünselliğine taşımayın. Çünkü o enerjiyi evlerine taşıdıklarında o gün yaşanılan olumsuzluk enerjiyi bilmeden istemeden tüm aile bireylerine dağıtırsın. Bu yüzden iş işte kalsın, ev evde. Olumsuzluk enerjisini hiçbir zaman hiç kimseye aktarmayın.


Bu dokuz kadın işten eve gelince hastalanmaya başlıyor artık çünkü işyerinde o kadar mutsuz ki bağışıklık sistemini de düşüyor ve hasta oluyor bu nedenle. Eşine sen de kıymetli mi iş deyip kadının işinden ayrılması konusunda ona baskı yapıyor. Hangi koca karısının hasta olmasını ister ki? Bu kararı alacaksa yine kadın kendi başına almalıdır. Konuşarak rahatlamaya çalışan insanlarız toplum olarak ama. Anlatmak istiyoruz ama…


Olumsuz enerjiyi anlattığınızda onun enerjisini yani sıkıntıyı çoğaltırsınız. Bu yüzden lütfen yaşadığınız olumsuzlukları hiç kimseye anlatmayın. Anlattığınız zaman arkadaşınızın, dostlarınızın size bir faydası var mı, olan çoktan olmuş bitmiş çünkü. Hala üstüne gidip o olumsuz enerjiyi bir daha yaşamanın anlamı yok ki. Bu durum size negatif bir enerji katmaktan öteye geçmez. Mesela çok güzel bir akşam yemeğine gitmişsinizdir. Ne oldu senin boşanırken adamın sana yaptıkları dediğinde arkadaşın, sen o anda o bütün güzel enerjileri bitiriyorsun hemen diğer enerjiye geçiyorsun ve o negatif enerjiye geçince de bütün keyfin kaçıyor. Ne olur, karşılıklı negatif enerjiye geçmek yerine, yaşadığınız anın tadını çıkarın.


Bir derdiniz sıkıntınız varsa gidin suya anlatın. Su akar gider. Enerji olarak da sizi rahatlatır. Bunu hep söylerim. Bir defa arkadaşının enerjisini bozuyorsun o da seni sevdiği için üzülüyor. O da bu enerjiden dolayı negatife bürünmüş oluyor. Buna ne gerek var ki? Arkadaşlarınızla hep yapmak istediklerinizi konuşun. Bu çok güzel bir duygudur. Çünkü o istekleri de evrene gönderiyorsunuz. Olumlu imgeleme dediğimiz bu.

 

Renk Uzmanı da olduğunuzdan renklerle ilgili de bir sorum var: Kışın depresif ruh halinden hangi renkleri kullanarak uzaklaşabiliriz?


Kışın enerjiler gri olduğu için; kırmızı, fuşya ve lila renkleriyle enerjinizi yükseltebilirsiniz. Özellikle önemli toplantılara giderken, biriyle buluşurken, kokteyle giderken bu renkleri kullanmaya çalışın.


Yeni yıla sayılı günlerin kaldığı şu günlerde neler tavsiye edersiniz şansı, mutluluğu, parayı çekmek adına?


Yılbaşı gecesi mutlaka kırmızı giyin. Ya aksesuar olarak ya da kıyafet olarak muhakkak kırmızı rengi üzerinizde bulundurun. Erkekler de mendil veyahut da bir kırmızı kravatı o gece tercih edebilirler.


Biz kadınlar için neler önerirsiniz?


İlk yılbaşı hediyesini siz kendinize alın. Bu kendinize değer vermenin biçimidir çünkü.  Ve on ikiye çeyrek kala, hazırladığınız To Do List’leri evinizdeyseniz dışarıya çıkarak kimsenin sizi duymayacağı bir şekilde evrene yüksek okuyun.


Biliyorsunuz o gün bütün melekler yeryüzüne iniyor. Değişim, dönüşüm evresi oluyor ya yeni bir süreç enerjisi başlıyor. Bu yüzden bütün bu istekleriniz olumlu enerjiler size geri dönecektir. Tabi yürekten isterseniz. İnandığınız zaman zaten yürekten istiyorsundur zaten.


İsteklerinizi dile getirirken ve yazarken içine “amaları, belkileri, acabaları” koymayın. Cümlelerinizin sonunda “yapmalıyım, olmalıyım” deyin. Olabilir demeyin yani. Ve özellikle o gece çok dua edin. Mesela ben, yılbaşı gecesi 12 olmadan alkol almıyorum. Çünkü dualar temiz saf enerjidir. İçki içtiğimizde vücut enerjimize farklı bir enerji gelmiş olur. Saf ve temiz bir enerjiden sıyrılmış oluruz. Bunun için ben kesinlikle önce dualarımı yapıyorum 12’den sonra alkol alıyorum.  Çünkü o zaman açtığınız ellerin bir anlamı oluyor.


Bereket ve bolluk için neler yapalım?


Küçük nar şeklindeki kristal bir kolye alabilirsiniz. Bereket ve bolluk için kehribar taşı cüzdanınıza koyun derim hep. Kendinizi seviyorsanız kendinize mutlaka bir hediye alın. Siz bunu yaptığınızda çevrenizdekiler size daha çok değer verir çünkü. Önce kendinize yapın o dönüşüm enerjisine giriyor ve diğer hediyeler geliyor.


Yılbaşı gecesi muhakkak ve muhakkak içinizden geçen, aklınıza gelen fikirleri mutlaka bir kenara not edin. Gelen bilgilere açık olun; çünkü Allah kimseye boş yere fikir vermez.

 
Eğer yılbaşı gecesini evinizde geçireceksiniz lütfen evinize yalnızca sevdiğiniz insanları alın. Hoşlanmadığınız insanları ayıp olur düşüncesiyle çağırdığınızda o insanlar evinizin ve sizin enerjisini düşürür.    

 

Meraklısına not: Şebnur Kuran Balcı'yla iletişime geçmek için 0212 212 78 06 nolu telefonu arayabilirler.

 

Değerli açıklamalarıyla bizleri aydınlatan Yaşam Koçu ve Hint Astroloğu Şebnur Kuran Balcı'ya hepimizaileyiz.com ailesi olarak teşekkür ederiz.

 

 

 

Aralık 2011

 

 


Röportaj: Cansu BULDU ÇAN

 

Dikkat: Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, hiçbir şekilde kullanılamaz.

 

 
 
loading...
loading...