Yazar Erdal Çakıcıoğlu’nun Yeni Kitabı “Kır Zincirini Prometheus!” Çıktı!

Öğretmeyi “öğretmenliğe” sığdıramadığından kendini bildi bileli yazdı… Türk edebiyatına verdiği sayısız eserle hızına yetişmek pek mümkün görülmüyor. Kah yeni bir çocuk öykü dizisiyle, kah bilim-kurgu tadında bir romanla, kah destansı bir aşk öyküsüyle çıktı karşımıza. Üretkenliğiyle, Türk edebiyatına katkılarıyla imrenilesi Yazar Erdal Çakıcıoğlu şimdilerde mitolojik bir roman, “Kır Zincirini Prometheus!” ile okurlarıyla buluşuyor. Çizgisinden ödün vermeyen Usta Yazar Erdal Çakıcıoğlu ile yeni kitabı “Kır Zincirini Prometheus!”u konuştuk.

 

Yeni göz bebeğiniz "Kır Zincirini Prometheus!"u hangi duygu ve düşüncelerle kaleme aldınız? Neden mitolojik roman üzerine yazmaya karar verdiniz? Ve neden Prometheus'un öyküsü?

 

Yazar Erdal Çakıcıoğlu: Birçok kişi gibi ben de gerek geçmişi gerekse öngörülen geleceği çok merak ediyordum, ediyorum. Tarih, destanlar, halk öyküleri ve mitoloji, geçmişe dönük merakı giderebilecek önemli kanallar... Merakla okurum ben de elime geçen her ürünü. Ancak ne var ki tarihi vakanüvisler, destanlarla mitolojiyi de para ya da çıkar karşılığı ozanlar hep egemenlerden yana, gerçekleri saptırarak ve onları övüp tanrılaştırarak yazmış ya da söylemişler. Halk öyküleri ise onlara karşıt olmasına karşın, yarattığı kahramanlarda abartının dozunu o denli kaçırmış ki, gerçekle bağ tümüyle kopmuş. Bütün bunlar, bende dengeli ve mitolojiyi tersten okuyan bir roman yazma hevesini uzun zamandır kamçılıyordu.

 

 

Mitoloji içinde, elbette yazılabilecek birçok olay ya da konu var. Ama hepsinin önünde Prometheus duruyordu ve ben de onu yazdım. Çünkü tam da biraz önce bahsettiğim egemenlere, hem de tanrılara ilk başkaldırandı Prometheus. Tiranlık sistemiyle savaşan ilk devrimciydi. İnsanlığı aydınlatma savaşı veren ilk önderdi. Gerçeğe en yakın kahramandı. Evrenseldi. Ve bu yanıyla, benim mitolojiyi tersten okumamı oldukça kolaylaştıracaktı. Umarım öyle de olmuştur; yani doğru okumuş ve okuduğumu aktarabilmişimdir.

 

Yazarken zorlandığınız anlar oldu mu? Tamamlamanız ne kadar zamanınızı aldı?

 

Yazar Erdal Çakıcıoğlu: Yazarken değil ama kaynakları araştırma aşamasında oldu. Aynı konuyu anlatmasına karşın, okuyup incelediğim mitolojik kaynakların hepsi birbiriyle çelişiyordu. Gerek kronolojik açıdan, gerek olayların anlatımı açısından bir kargaşa söz konusuydu. Bunların ortalamasını yakalamak oldukça zor oldu. İkinci olarak, Prometheus birçok özelliğiyle bizden biri olmasına karşın, Antik Çağ'ın tanrıları Yunan ya da Roma geleneğinden geldikleri ve insansı davranışları olduğu için, onları tanımlamakta oldukça zorlandım. Bu nedenle de özellikle hazırlık evresi oldukça uzun bir zamanımı aldı.

 

 

İnsanoğlunun zincirlerini kıramayışını neye bağlıyorsunuz?

 

Yazar Erdal Çakıcıoğlu: Romanı okuduğunuzda göreceksiniz, Prometheus, insanları tanrıların zorbalığına karşı örgütlenmeye çağırırken, önce kafalarındaki zincirleri kırmalarını öneriyor. Prometheus'u iyi anlayanlar, bu zincirleri önce kafalarında, sonra da kollarında parçalamayı başarabilmişler. Ya da en azından bunun için mücadele ediyorlar. Ama anlayamayanlar ya da anlamak istemeyenler, hala zorbalarına, sömürgenlerine tapıyor, onlara aşık olmayı sürdürüyorlar ne yazık ki... Yani her şey önce kafada başlar; sonra yüreğe, oradan da tüm bedene yayılır.

 

 

Yeni kitabınızın hangi yönleriyle okuyucusunu içine çekeceğini düşünüyorsunuz?

 

Yazar Erdal Çakıcıoğlu: Birincisi, kitabı her türlü önyargıdan uzak durarak yazmaya çalıştım. Böylece, salt mitolojiyi görmek isteyenler de, o günden bugüne göndermeler arayanlar da istediklerini bulabilirler içinde. İkincisi ve bence en önemlisi, kullandığım dil oldu. Madem mitolojik bir roman yazıyordum, aslına uygun bir dil kullanmalıydım. Yazdığım bir düzyazı olsa da anlatım destansı olmalıydı; ben de öyle yazmaya çalıştım. Umarım başarmışımdır...

 

Yarım asra yakın yazarlık tecrübenize istinaden soruyorum: Sizce bir kitabı ne en çok sattırır? Sizin buna yorumunuzu öğrenebilir miyim?

 

Yazar Erdal Çakıcıoğlu: Yanıt, aslında sorunun içinde gizli. Bunca zamandır yazdığı halde hala kitapları çift rakamlı baskı sayılarına ulaşamamış birine sorulan bu sorunun tek yanıtı var aslında: Kitap ve yazarın geniş tanıtımı... Yani reklam. İnsanlar gider, en çok reklamı yapılan yazarın (özellikle de medyada şişirilenlerin) abuk subuk kitabını alır da sizinkini (ne denli güzel yazarsanız yazın) almak istemez. Yani arkanızda güçlü bir medya desteğinin olması gerekir. Ama medya da hiç kimseyi karşılığını almadan desteklemez. Bir kez de elinizi kaptı mı, sizi maymuna çeviriverir. Bana “şikayetçi misin durumundan?” diye sorarsanız, hayır, değilim. Ben bilinçli olarak bu yolu seçmedim; çünkü kirlenmek, özgür beynimi yeniden prangaya vurdurmak istemedim. Birilerinin düdüğü olamayacak kadar gururluyum en azından. Çünkü birilerinin düdüğü olursam, ses benden çıkar ama üfüren başkası olur. Özgürce, istediğimi yazarım ben, başkalarının istediklerini değil. Biliyorum ki, bugün çok satmasa da yarına kalacak olanlar özgürce yazılan yapıtlar olacaktır; zorlama ve sipariş yapıtlar değil.

 

50 yıl önceyle 50 yıl sonrası arasında bir seçim yapsanız tercihiniz ne olurdu?

 

Yazar Erdal Çakıcıoğlu: Elli yıl önce, bizim yakın tarihimiz... Elli sonra ise yakın geleceğimiz. İkisinden de vazgeçilemez. Birinciden, yani elli yıl önceden, nostalji yapmak için değil, ders çıkarmak için yararlanmak gerek. Eğer ondan doğru yararlanırsak, gelecek elli yılın kurgusunu da daha doğru yapabilir, temellerini daha sağlam atabiliriz. Örneğin ben, bundan kırk beş yıl önce heyecanlı, her türlü hataya açık, çiçeği burnunda bir sanat aşığıydım. Ve sanat alanına elimi her uzattığımda, özellikle de o sanat dallarının içinde yere göğe sığdıramadığımız kişilerce elime vurulup kenara itildim ve bunlardan ders çıkardım. Bugün, benim çektiğim acı ve sıkıntıyı gençlerin çekmemesi için, gücüm oranında onlara destek olmaya çalışıyorum. Tercihe gelince... Elli yıl öncenin de güzel yanları vardı, bugünün de. Elli yıl sonra ise elbette daha güzel olacak. Çok umutluyum gelecekten...

 

Yakamoz yayınevinden çıkan, destansı anlatımıyla ilginizi çekecek bu mitolojik romanı soluğunuzu tutarak okuyacaksınız; benden söylemesi.

 

Röportaj: Cansu Buldu Çan

 

Nisan 2014