Sevin Okyay'la "Düşler Diyarı"

Sevin Okyay, on parmağında on marifet gazeteci, duayen. Çeviri, spor, müzik, sinema alanlarının hepsinde başarılı olabilmesini kuşkusuz çok ama çok çalışmasına borçlu.
 
İş yapamadan duramadığını sürekli yineleyen canım Hocam Sevin Okyay'la  ödüle doymayan "Düşler Diyarı” filmini konuştuk.    

      
Bu yıl 45.’si düzenlenen SİYAD ödülleri 21 Ocak’ta sahiplerini buldu. "Tuncan Okan Sinema Emek Ödülü" de size verildi. Tebrik ederim öncelikle. Tuncan Okan gibi bir değerden sizin gibi  bir değerde hayat bulacak olan ödül hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Estağfurullah diye başlayayım. Ben bir sinema heveskârıyken, yazılarını takdirle, heyecanla okurdum Okan’ın. Onlar bizim için ustadır (Atilla da dahil, tabii), yanlarında meslek tecrübesi açısından türedi kalırız. Okan’ın adını taşıyan bir ödülü almaktan da, kendi meslek kuruluşum SİYAD’ın bu ödülü bana layık görmesinden de onur duyarım.

 

 

"Beasts of the Southern Wild" (düşler diyarı) filmi vizyona girdi ve gösterime girmeden Cannes'da dört dalda başka festivallerde de çeşitli dallarda toplam 35 ödül sahibi oldu. Sizin film hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

 

Bu yıl beni en çok etkileyen iki filmden biri. Hatta üç de diyebilirim. “Life of Pi / Pi’nin Hayatı” ve “Amour/Aşk”la birlikte... Oscar’ın sürprizleri sayılıyorlar. Bir yazımdan kopya çekecek olursak, “Beasts of the Southern Wild / Düşler Diyarı”na “....pes diyorum ve filmin gözükara bir hayranı olarak Akademi’ye saygılarımı sunuyorum. FilmEkimi’nde izlediğim günden beri benim en sevdiğim film oldu. “Pi’nin Hayatı” ile “Aşk”tan da çeşitli ve (farklı) nedenlerle çok etkilendim ama, Hushpuppy, babası Wink ve takımın, istedikleri gibi yaşama hakları için neredeyse canları pahasına verdiği mücadeleyi başka hiçbir şeye değişmem.

 

 

Film hakkında genel bir bilgi verir misiniz? Fantastik/drama/belgesel tadı siz nasıl değerlendiyorsunuz?

 

Belgesel konusunda şüphelerim var. Toplumun ekonomik olarak tabanında (hatta belki onun altında) yer alanların hayatını yansıtıyor olması, belgesel olduğu anlamına gelmez. Her haliyle kurmaca. Fantastik olduğundan ise hiç şüphe yok. Hushpuppy/Cimcime, tam bir evren vatandaşı, ‘gerçek’ dediğimiz şeyden bir anda çok, çok uzaklaşabiliyor. Nefis bir tat, bence.

 

Zeitlin, arkadaşı Lucy Alibar’ın oyunu "Juicy and Delicious"tan yola çıkarak, onunla birlikte filmin senaryosunu yazdı. “Uyarlama Senaryo” dalında da adaylar. Öte yandan, yönetmen de bataklığa giren beş yol ve toprağın suya düştü düşecek olduğu yerdeki kasabalarla ilgileniyormuş zaten. Bir anlamda, her şeyi bir araya getirmiş: Küçük kızla babasının hikâyesi, yerlerini kaybetmemek için mücadele eden topluluğun hikâyesi.

 

Filmin yönetmeni Benh Zeitlin genç bir yönetmen ve kısa filmlerden sonra ilk uzun metrajı. Yönetmeni ve oyuncuları hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Zeitlin filmi küçük bir profesyonel teknik kadro ve amatör oyuncularla gerçekleştirdi. Küçük oyuncusu Oscar adayı. Court 13 kasting ajansı/kollektifi’nin binası karşısında bir çörek-börek fırını sahibi olan ve baba Wink’i oynayan Dwight Henry’yi de bazı eleştirmen grupları yardımcı erkek oyuncu adaylığına uygun bulmuştu.

 

 

Henry’nin en büyük iki avantajı, iki fırtına ve su baskını atlatması ve Quvenzhané yaşında kızları olması. Küvet’e gelince, kurmaca bir yer, ama gerçek mekânlardan oluşuyor. Zeitlin ve ekibi bunu sadece kendileri için yapmış. Belki de filmin en güzel yanı bu.

 

Filme modern hayattan bakıldığında sefillik çekildiği görülüyor. Ama aslında hayatından memnun insanlar görüyoruz." Bu da kim sefil?"sorusunu akla getiriyor. Sizce de öyle mi?

 

Sefalet, yeni keşfedilmiş bir şey değil, tabii. Ama “Düşler Diyarı”nın sefaleti yüceltmek gibi bir meselesi olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar öyle yaşamaya alıştıkları ve buna devam etmek istedikleri için, yaşam tarzlarını koruma mücadelesi veriyorlar. Hushpuppy’nin önem verdiği şeyler, herkesin normalde önem vereceği şeyler. Öte yandaki neredeyse mecburi kılınmış mutluluk reçeteleriyle ‘modern’ dünyayı “elde bir” olarak görüp başka bir bakış açısını yok sayıyorsanız, siz bilirsiniz deriz.

 

Filmin eleştirilerinden çıkan fikir "doğallığımızı yeniden gözden geçirmek için harika bir fırsat "olarak dile getiriliyor... Siz neler söylemek istersiniz?

 

“Düşler Diyarı”, karakterlerinin hayat şartlarını örnek almamızı değil de belki “evrendeki uyum” üzerine düşünmek daha hayırlı olabilirdi. Doğal olmak için yoksulluk da şart değil. Her düzeyde doğal olabiliriz. Ayrıca, insanın böylesine içine işleyen bir filmi ille de “yaşama kılavuzu”na döndürmek gerekmez.

 

 

Bu yıl Oscar ödülü için adaylarınızı öğrenebilir miyiz?

 

Kesin görünen iki tane var bence: Biri, en iyi erkek oyuncuda Daniel Day-Lewis. Bazı eleştirmenlere göre, diğer adaylar sadece onun şeref kıtasını oluşturuyor. Öteki de yabancı dilde en iyi filmde “Amour/Aşk”. Gerçi en iyi filmde de aday ama, onu bilemiyorum işte. Kadın oyuncularda Jessica Chastain ile Jennifer Lawrence çekişecek deniyor ama Quvenzhané Wallis ile Emmanuelle Riva’dan biri ödülü olsa daha memnun olurdum. Yardımcı oyuncular tamamen ortada.

 

"Beast of the Southern Wild"ın  baş rol oyuncusu Quvenzhane Wallis altı yaşında ve  "en iyi kadın oyuncu" adayı, yine aynı kategoride aday olan Riva 85 yaşında film ayrıca "en iyi film"adayları içinde, yönetmeni de "en iyi yönetmen adayı"  bu konular hakkında düşünceleriniz nelerdir?

 

Wallis ile Riva, kadın oyuncu adaylarının en genci ve en yaşlısı oldular. Riva ödül gecesi 86 yaşında olacak. Wallis denemeye beş yaşındayken katılmış, altı yaşında olduğunu söylemiş. Benh Zeitlin de hayli genç sayılır. Üçünün içinde en büyük sürpriz, onun adaylığı. Acaba diyoruz Akademi üyeleri sahiden gençleşiyor mu?

 

 

Türk sinemasının son on yıldaki hareketliliği hakkındaki fikirleriniz nelerdir? Yeni filmleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Çok sayıda film çekiliyor. Bir kısmı iyi, diğerleri değil. Son dönemde de seçkin yönetmenler çıktı ama son on yılın iyi filmlerini seçecek olsanız, gene Demirkubuz-Ceylan ve kuşakdaşlarının bu ilk 10’a gireceğini görürsünüz. Bence de, halen ikisi, Reha Erdem, Tayfun Pirselimoğlu, Yeşim Ustaoğlu en iyiler arasında. Hâlâ Pelin Esmer’in, Özcan Alper’in yeni filmini bekliyoruz. Pek yenilik yok ama her yeni yönetmen, yeni bir bakış olabilir. Bu yıl bile bunun örneklerini gördük.

 
"Gişe filmi" ve "sanat filmi"olarak kategorize edilen filmler sinemanın gerçek izleyici sayısını belirleyebilir mi? Neden sanat filmlerinin izleyicisi daha az?

 

Gişe filmleri her zaman gişeyi alır götürür. İsimleri onun için gişe filmi zaten. İçlerinde bazen daha kaliteli olanları çıkıyor. Genelde, kendi seyircilerini hedefliyor, bu hedefi de şaşmıyorlar. Aynı anda 400 kopya ile gösterime girme güçleri var. “Sanat filmi” dediklerimiz ise, burada, yukarıda adını verdiğim yönetmenlerin yaptığı türde filmler. Bu ayrım her yerde var, tabii.

 

‘Sanat’ filmleri, festival çevriminde itibar gören, sinemayı sanat olarak kabul eden insanların tercih ettiği filmler. Gişe filmleri ise, sinemayı eğlence olarak görenlerin... İkisi de kendince haklı. Sinema, bir eğlence olarak başlamış, sanat niteliğine erişmişti. Belki yeniden aslına dönmüştür.

 

Değerli Sevin Okyay'a hepimizaileyiz.com ailesi olarak çok teşekkür ederiz.

 

Röportaj: Eylem Aydoğdu

 

 

Dikkat: Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, hiçbir şekilde kullanılamaz.

 

 
 
loading...
loading...