Çocukların da Ruhu Üşür

 

Çocuk gelişimi üzerine yazdığı yazılarla anne babaların, öğretmenlerin takipçisi olduğu Okul Öncesi Eğitim Uzmanı Güvem Türe'den çocuk depresyonuna ilişkin çarpıcı bir köşe yazısı.


Biz yetişkinlerde ne hastalık varsa  çocuklarımızın da aynı hastalığa yakalanmaları mümkün. Seneler önce kızım kanser olduğu zaman çok şaşırmıştım. Öyle ya kanser biz yetişkinlerin hastalığı  olmalıydı. Hastanede yattığımız sırada 7 yaşındaki güzel sarışın küçük kızın rahim kanseri olduğunu duyduğum zaman daha da çok şaşırmıştım. Annesi okur-yazar değildi ve hastalığın sonuçlarını bilemediği için “kızımın çocuğu olamayacak” diye ağlıyordu.

 

 

“Cicianne” dediğim ve çok sevdiğim bir hanımefendi vardı. 1940’larda eşi, Ankara’da devletin yüksek bir yerlerindeyken kızamık olmuş. Kimse koskoca genel müdürün kızamık olabileceğini düşünemediği için, evi ve daha sonra da oturdukları bölgeyi karantinaya almışlar. Tabii ki hastalık çok ağır seyretmiş ve sonunda kızamık olduğu ortaya çıkmış.

 

Demem o ki, çocuk veya yetişkin hastalığı yoktur. Hastalık hastalıktır ve depresyon da bir hastalıktır. Yeni yetmelerde görülen ve “buluğ çağı” denilen dönem de bir çeşit depresif durumdur. Ben,  bir dönem günde 4-5 kez kez yıkanmaya ve hep ağlayarak kendime acımaya başlamıştım. Yemek de yemiyordum ve uyku da uyumuyordum. Baktım ki kendime laf anlatamıyorum. Doktora gittim. Doktor;  “Neden geldiniz?” dedi. “Ruhumu üşüttüm ve ruhum  hastalandı” dedim.

 

Çocuklarımızın da ruhu üşür ve çocuklarımızın da ruhu hastalanır.

 

Depresyon bir çöküştür.

 

İnsanlar ne zaman bir çöküş yaşarlar? Sevdiklerini kaybettikleri zaman; uzun süre yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kaldıkları zaman; sevilmediklerini düşündükleri zaman;terk edildiklerini zannettikleri zaman; şiddetle karşılaştıkları zaman…

 

 

0-6 yaş arasındaki her 100 çocuktan biri depresyonda. 0-12 yaş arasındaki her yüz çocuktan ikisi depresyonda. Sayı bence hiç de az değil. Belki bu sayı daha da fazla ama çocukların depresyonda olduklarını saptamak, biz yetişkinlerinkini saptamaktan daha zor. Biz az da olsa duygularımızı anlatabiliyoruz. Oysa, çocuk anlatamıyor. Biz  büyükler depresyona girince kendimizi  pasifize ediyoruz. Oysa çocuklarda bunun tam tersi olabiliyor. Hırçın, aksi uzlaşmaz ve eziyet eden çocuklar oluyorlar. Anne ve babaya düşen görev de çocuklarını iyi gözlemek. Ayrılan anne ve babalar, bunun sadece kendilerini ilgilendirdiklerini düşünebiliyorlar. İşin başında şimdi ortalarda dolaşan çocuk yoktu ki. Evlilik akdi ikisinin arasında oldu, o zaman da akdi iki kişi bozabilir. Hiç de öyle değil. Çocuk artık var. Evliliğin bozulmasında çocuğun aklına gelen ilk şey “Ben şimdi ne olacağım?”dır. İstediğiniz kadar ona bir şey olmayacağını anlatın. O sizden akıllıdır ve “ona olan olmuştur. ”Anne ve babası boşanmış olan 12 yaşındaki çocuk bir eve ziyarete gittiği zaman  daire kapısında, evin çocuğu tarafından yapılmış olan çöp bacaklı bir aile resminin asılı olduğunu gördüğü zaman çökmüştü. Artık o çöp bacaklı da olsa üçlü bir aile resmi yapamayacaktı.

 

 

Anne- baba boşanınca evden de taşınılır. Gene çocuk derin bir üzüntü duyar. Çocuklar evlerini ve odalarını severler. Günlük rutinin bozulması onların güven duygusunu zedeler.

 

 

Aile içinde şiddet varsa, bilin ki o ailenin küçük ferdi en az şiddete uğrayan kadar ağır yaralıdır. Olaylara şahit olma ve aciz kalmak çöküntü yaratır. Şiddet yaşanan bir ailede çocuk ya susar hiç ses çıkarmaz ya da sürekli olarak “ben seni döverim”,”silahım var seni öldürürüm”,”büyüyünce polis olacağım.” der. Polis olmak, onun gözünde dokunulmaz olmaktır.

 

Çocuk yuvalarına, sokaklara terk edilen çocuklar inanılmaz bir travma içindedirler. Kimsenin onlarını sevmediğini düşünerek çökmüşlerdir. Terk edilen çocukların yuvalarını ziyarete gittiğiniz zaman  0-6 yaş arası çocukların özellikle yataktalarsa iki yana sallandığını görürsünüz. Bu yalnızlık duygusudur.

 

 

Çocuklar ölümden korkarlar. Sevdiklerinin ölümü onların çöküşüdür. Gideni bir daha görememek onları çok üzer. Bu konuda mümkün olduğunca az konuşurlar. Az konuşmaları onların konuyu önemsememelerinden değil, tazelemek istememelerinden kaynaklanır.

 

 

Özgüveni olmayan çocuklar da çökerler. Başaramayacağını düşünerek ya içine kapanır ya da deli-dana gibi olurlar. Okula yeni başlayan ve anneden ayrı kalamayan çocuklara  dikkat etmeliyiz. Sürekli ağlarlar, yemek yemezler ve hep karınlarının ağrıdığını ve tam  okul servisi gelirken midelerinin bulandığını ve kusacaklarını söyler hatta kusarlar da.  Soru okul kapısında onları bekleyerek çözülmez. Okula giderek öğreneceklerini, sizin onlarla gurur duyacağınızı, öğrenme zorluğu gibi bir sorunlarının olmayacağını çünkü zaten çok akıllı olduklarını defalarca söylemelisiniz. Ama siz de söylediklerinize inanmalısınız.

 

 

“Geçer” Deyip Geçiştirmeyin...

 

Yukarıda sıralamaya çalıştığım olaylardaki olumsuzluklar  çocuklarımızı etkiler. Ama merak etmeyin, her  mutsuzluk karşısında nasıl yetişkinler depresyona girmiyorlarsa çocuklar da girmezler. Ancak demem o ki çocuklarımızı sevgimizle, ilgimizle sarıp sarmalayalım ve süregelen sıradışı bir davranışı için de “geçer” demeden bir  uzmana başvuralım.

 

 

Güvem Türe

Okul Öncesi Eğitim Uzmanı-Yazar

www.guvemture.com

 
 
loading...
loading...