Çocuğum Ne Okusun Diyenlere "Mutlu Prens"

Bu hafta yalnızca çocuğunuzun değil, sizlerin de keyifle okuyabileceği çok güzel bir kitap öneriyoruz.    Annenin ağlayan oğluna “Neden Mutlu Prens gibi olamıyorsun?” diye örnek gösterdiği bir prensin hikayesi...


Oscar Wilde- Mutlu Prens


“Sırf o dinlemiyor diye onunla konuşmaktan vazgeçecek değilim. Ben kendi konuşmamı dinlemekten hoşlanırım. En büyük zevklerimden biridir. Çoğu kez kendi kendimle uzun uzun sohbet ederim; o kadar akıllıyımdır ki, bazen kendi söylediklerimin tek kelimesini bile anlamam,” dedi Havalı Fişek.


Mutlu Prens, çocuklara hayal kurmayı öğretirken, dünyadaki kalıpların dışına nasıl çıkabileceklerini ve diğer insanları nasıl anlayıp, iyi düşüncelere sahip olabileceklerini gösterecek. Havalı fişeklerin çokbilmişlik yaptığı, bülbüllerin, güllerin dile geldiği, devlerin çocuklarla oynadığı, sevgi uğruna birçok fedakarlığın yapıldığı büyülü bir dünyada yolculuk yapmak için geç kalmayın.



“Mutlu Prens’in heykeli, uzun bir sütunun tepesinde, şehrin ta üzerinde yükseliyordu. Baştan aşağı ince altın varaklarla kaplıydı, gözleri iki parlak safirdi, kılıcının kabzasında da iri kırmızı bir yakut parıldıyordu.”


Heykeline bile gelip geçenin hayranlıkla baktığı ve bu prensi örnek aldığı bir hikaye karşımızda. Annenin ağlayan oğluna “Neden Mutlu Prens gibi olamıyorsun?” diye örnek gösterdiği bir prensin hikayesini okuyacak çocuklar. 


Hiçbir şey için ağlamayı aklının ucundan bile geçirmediği bilinen Mutlu Prens, heykeli dikildikten sonra o güne kadar görmediği bilmediği acılarla karşı karşıya kalacak ve halkının çektikleri karşısında üzülecek.


Hikayede bir kırlangıç, konaklamak için Mutlu Prens’in heykeline konuyor ve yağmur sandığı birkaç damlayı hissetmeye başlıyor üzerinde. Sonrasında Mutlu Prens’in ağladığını fark ediyor ve konuşmaya başlıyorlar. Mutlu Prens kırlangıca üzüntüsünün sebebini şöyle dile getiriyor:


“Ben canlıyken ve yüreğim insan yüreğiyken, gözyaşlarının ne işe yaradığını bilmezdim çünkü üzüntünün girmesine izin verilmeyen Kaygısızlık Sarayı’nda yaşardım. Gündüzleri arkadaşlarımla bahçede oyun oynardım, akşamsa Büyük Salon’da dansın başını çekerdim. Bahçenin etrafında çok gösterişli bir duvar vardı, fakat hiçbir zaman o duvarın gerisinde ne olduğunu merak etmedim, çevremdeki her şey o kadar güzeldi ki. Saraydakiler Mutlu Prens derlerdi bana, gerçekten de mutluydum, eğer zevk içinde yaşamak mutluluksa. Öyle yaşadım ve öyle öldüm. Sonra da, ben öldükten sonra heykelimi buraya, böyle yükseğe diktiler; şehrimin bütün çirkinliğini, şehrimdeki bütün yoksulluğu görebileyim diye ve kalbim kurşundan da olsa ağlamamak elimden gelmiyor.”

 

Özlem Topaloğlu

Kültürel Etkinlikler Editörü