Aile İçi İletişimde Neyi, Nasıl Söylemeli?

Sözleriniz ile davranışlarınız aynı olursa, aile ortamındaki iletişim sağlıklı olur. Eğer aile fertlerinin beden dilleri farklı, ağızları farklı şeyler söylüyorsa, bu durumun düzeltilmesi için harekete geçmek gerekir.

 

Gündelik bir olaydır: Çocuğunuza oyuncaklarını toplamasını söylersiniz. Ama babanın gazeteleri veya tamir takımları etrafa dağılmış, annenin dikiş kutusu yemek masasının üstüne saçılmıştır.

 

Böyle bir durumda, anne-baba örnek olmayı seçmeli. Anne-babanın en önemli iletişim arası kendi yaptıklarıdır. Çocuktan beklediğiniz davranışları kendiniz göstermezseniz, hem aktarmak istediğiniz değerleri hem de özü-sözü bir olmayı çocuğunuza öğretemezsiniz.

 

Ya da şöyle bir olay oluyor: Eşiniz sizden bir bardak çay getirmesiniz istiyor. O gün çok yorulduğunuz, ayaklarınız ağrıyor. Kalkacak haliniz yok, ama çay koymak için kalkıyorsunuz. Yüzünüzden düşen bin parça. Söylenerek geliyor ve çay bardağını eşinizin önüne adeta fırlatıyorsunuz.

 

Böyle Olabilirdi: Eşiniz sizden bir bardak çay getirmesini istiyor. O gün çok yorulduğunuzu, ayaklarınızın ağrıdığını, kalkacak haliniz olmadığını yumuşak bir dille söyleyin. Eğer yorgun değilse ve size bir bardak çay getirirse, ne kadar memnun olacağınızı belirtin.


Oğlunuz: “Babacığım, artık 18 yaşını geçtiğime göre, ehliyet alabilir miyim? Babası, Ali’yi ehliyet kursuna yazdırmış.”


Baba: “Ali’yi ehliyet kursuna babası değil, amcası yazdırdı. 18’ine girer girmez ehliyet mi alınırmış? Hem sen önce notlarını düzelt. Şu saçının haline bak. Yağlı pırasa püskülü gibi. Seni bu halinle ne ehliyet kursuna ne de üniversiteye alırlar.”


Oysa baba-oğul arasında geçen diyalog böyle olabilirdi: “Babacığım, artık 18 yaşını geçtiğime göre, ehliyet alabilir miyim? Babası, Ali’yi ehliyet kursuna yazdırmış.”


Baba: “Şu anda ehliyet kursuna yazılmanın senin için zaman kaybı olacağını düşünüyorum. Biliyorsun, hem okuldaki derslerini düzeltmen hem de üniversiteye hazırlanman gerekiyor. Üniversite sınavı bitsin, bu konuyu tekrar konuşalım, tamam mı?


Ailelerdeki sorunların büyük çoğunluğu, belli duygu ve düşüncelerin ifade edilmesinin yasaklanmasından kaynaklanır. Neyin sorulup sorulmayacağı, neyin fark edilip edilmeyeceğine dair her ailenin kendine göre yaklaşımı vardır. Bunların bazıları yararlıdır, aileyi birbirine yaklaştırır ve aile fertlerini korur. Bazıları ise yanlıştır ve ailede iletişim bozukluklarına yol açar.


Eğer aile fertleri duygularını, korkularını ve hayallerini birbiriyle paylaşmıyorlarsa, aile içinde soğuk bir atmosfer hüküm sürer. Sadece çocuklar değil, anne-babalar da duygularını korkularını, hayallerini anlatmak paylaşmak ihtiyacı içindedir. Duyguların, korkuların, hayallerin paylaşıldığı ailelerde ise sıcak bir iklim egemen olur.


Ailedeki en önemli ilişki, eşler arasındaki ilişkidir. Aile fertlerinin güven duygusu, bu bağlılığın gücü ve kalitesiyle yakından ilgilidir. Bu nedenle, çocuklar doğduktan sonra da eşlerin birbirleriyle sohbete, birbirini anlamaya, çocukların olmadığı bir ortamda baş başa değişik etkinlikler yapmaya zaman ayırmaları çok önemlidir.


Hayatın her aşamasında duygu ve düşünce paylaşımını sağlayan bu başbaşalık eşler arasındaki iletişim kanallarının açık kalmasına büyük katkıda bulunur.